DİGİTAL ÇAĞDA TERAPİ: TELEFONLA PSİKOLOJİK TEDAVİ
Ayşe Gül Yıldız
Hayatımızda teknolojinin yaygınlaşmasıyla açılan uzaktan yaşam penceresi 2019 yılında yaşadığımız pandemi dönemiyle çoğumuzun tahmin edemeyeceği bir genişliğe ulaşmıştır. Uzaktan yapılan dersler, eğitimler, kongreler, konferanslar yaşamımızın bir parçası haline gelmiştir. Bunların yanı sıra pandemide oluşan sosyal izolasyon ve beraberinde gelen yalnızlaşma ise uzaktan uygulanan psikoterapi sıklığını arttırmıştır. Yaşamımızın pek çok alanında meydana gelen bu değişim bazı sorgulamaları da beraberinde getirmiştir. Acaba uzaktan yapılan tüm bu uygulamalar ne kadar verimli olmaktadır? Bu dönem geçici bir mecburiyet midir yoksa yüz yüze etkileşime alternatif oluşturabilecek bir etkililiğe mi sahiptir?

Geçtiğimiz aylarda Lancet dergisinde çevrimiçi psikoterapi yöntemi olan “davranışsal aktivasyon’’ un etkililiğini değerlendiren bir araştırma yayımlandı [Lancet Healthy Longev. 2024 Feb;5(2):e97-e107]. Araştırma ekibine göre pandemi dönemi, yaşlı bireyler başta olmak üzere nüfusun büyük bir bölümünün ruh sağlığını kötü etkilemiştir. Bu sebeple ruh sağlığının iyileştirilmesi amacıyla psikoterapötik yaklaşımlar denenmiştir. Çalışmada, bireylere telefon yoluyla ulaşılarak uygulanan bir psikolojik destek programı benimsenmiştir. “Davranışsal aktivasyon” adı verilen yöntem depresyonu sürdüren faaliyetlerden uzaklaştırmak için tasarlanmış kısa ve basit bir psikoterapötik yaklaşım olarak tanımlanmaktadır. Bu yöntemin pandemi döneminde kullanım amacı, artık mümkün olmayan etkinlikleri fiziksel mesafeyi koruyan etkinliklerle değiştirmektir. Bu değişimle aktivite yoksunluğu ve depresyon arasındaki kısır döngünün kırılması hedeflenmektedir. Hedefe ulaşmak isteyen araştırmacılar çalışma grubunu belirlemek için İngiltere ve Galler’de bulunan 26 genel muayenehaneye başvurmuş ve iki veya daha fazla uzun süreli fiziksel rahatsızlığı olan 65 yaş üstü yaşlıları çalışmaya dahil etmişlerdir. Uygun katılımcılar, Hasta Sağlık Anketi 9 (PHQ- 9) [Patient Health Questionnare 9] adı verilen depresyon ölçeğinde 5 veya daha yüksek puana sahip olan kişilerdir. Alkol ve uyuşturucu bağımlıları, aktif intihar düşüncesine sahip bireyler, hastalığın palyatif aşamasındaki bireyler, psikolojik tedavi alan ve bilişsel bozukluğu, psikozu veya psikotik semptomları olan bireyler çalışmaya dahil edilmemiştir. Böylece 218’i müdahale 217’si kontrol grubu olmak üzere 435 kişilik bir çalışma grubu oluşmuştur. Çalışma, ilk oturumu yaklaşık bir saat diğerleri yarım saat olmak üzere toplam sekiz oturum olarak planlanmıştır. Müdahale grubundaki katılımcılar bu oturumların ortalama 5.7’sine katılmıştır. Birinci, üçüncü ve on ikinci ayın sonunda aynı anketle depresyon durumu kontrol edilmiştir.
Sonuçlara baktığımızda her iki grubun da PHQ- 9 puanları yani depresyon skorları zamanla azalmıştır ve bu azalma müdahale grubunun lehine anlamlı bir fark oluşturmuştur. Müdahale grubunda başlangıçta PHQ- 9 anketinden alınan ortalama puan 10,1 iken birinci ayın sonunda 7,2 üçüncü ayın sonunda 5,7 olmuştur. Kontrol grubunda ise bu değerler başlangıçta 9.4 iken birinci ayın sonunda 8,1 üçüncü ayın sonunda 6,9 olmuştur.
Araştırmanın sonuçlarını değerlendirildiğinde yeni bir tartışma konusu açılmaktadır. Psikolojik bir rahatsızlık içindeyken konfor alanından çıkıp bir terapi merkezine gitmenin kolay olmadığı malumdur. Aynı zamanda ekonomik ve sosyal imkanlar açısından çevrimiçi terapilerin avantajları bulunmaktadır. Fakat diğer taraftan yüz yüze iletişim hayatın her alanında önemli yerini korumaktadır. Çevrimiçi ortamda görülemeyen pek çok şey bir insanın yüzünden ve gözlerinden görülebilir. Tüm bu avantajları ve dezavantajlarıyla çevrimiçi terapilerin psikoterapide nasıl bir yere sahip olacağı zaman içinde görülecektir.
