Uyku Kalitesi ve Depresyon: Fonksiyonel Bağlantısallıkta Dinlenme-Görev Farklılıkları

Ayşe Gül Yıldız 

Uyku, henüz fizyolojisine tam olarak hâkim olamadığımız karmaşık bir olaydır. Hem kendi başına duygularımızı etkilemekte hem de duygularımızdaki değişikliklerden etkilenmektedir. Bu bağlamda en çok araştırılan konular arasında duygu durum bozukluklarının bir alt tipi olan  depresif bozukluk yer almaktadır. Uykunun objektif ölçümündeki problemler, depresyonun alt tipleri, depresyon ve uykunun mekanizmalarını açıklayan hipotezlerin yetersizliği ise araştırmaları zorlaştırmaktadır. Kanadalı bilim insanları tarafından Nature Communications’da yayımlanan bir çalışma [Nat Commun. 2023 Dec 1;14(1):7927], bu metodolojik zorlukların üstesinden gelmek için yenilikçi yaklaşımlar geliştirerek uyku ile depresyon arasındaki karmaşık ilişkiyi aydınlatmayı hedeflemiştir.

Araştırmacılar Birleşik Krallık Biobank ve Human Connectome Projesi’nden alınan 30.000’den fazla kişinin verileri kullanarak görev ve dinlenme temelli bir çalışma tasarlamıştır. Görev ve dinlenme esnasında elde edilen beyin bağlantısallığı fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) [functional magnetic resonance imaging] ile ölçülmüştür. Diğer çalışmalardan farklı olarak uyku kalitesi hem anket kullanarak öznel açıdan hem de akselerometre adı verilen cihazlarla nesnel açıdan değerlendirmiştir. Çalışmada uyku kalitesinin nesnel ölçütü olarak “en uzun kesintisiz uyku süresi” parametresi kullanılmıştır. Bu tercih, önceki araştırmalarda bu ölçümün psikiyatrik bozukluklarla -özellikle de depresyonla- güçlü ilişkisinin gösterilmiş olmasına dayanmaktadır. Ayrıca tipik depresyonun uykusuzluk belirtileriyle kendini göstermesi de bu seçimde etkili olmuştur.  Depresyonu değerlendirmek için ise Hasta Sağlık Anketi 2 (PHQ- 2) [Patient Health Questionnare 2] adı verilen ölçek kullanılmıştır. 

Görev temelli fMRI çalışmasında, katılımcılara belirli fotoğraflar gösterilirken beyin aktiviteleri kaydedilmiştir. Elde edilen bulgulara göre depresyon belirtileri şiddetlendikçe, objektif olarak ölçülen en uzun kesintisiz uyku süresinin azaldığı gözlemlenmiştir. Buna karşılık, katılımcıların kendilerinin bildirdiği uykusuzluk sıklığı ve gündüz uyuklama sayıları ile depresyon şiddeti arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, klinik pratikte sıklıkla karşılaştığımız bir tabloyu doğrulamaktadır: Depresyon hastaları genellikle hem uyku sürelerinin kısaldığından hem de gündüz aşırı uykululuk halinden yakınmaktadır. Çalışma, depresyonun uyku mimarisinde bozulmaya yol açan bir duygudurum bozukluğu olduğunu bilimsel verilerle desteklemesi açısından önem taşımaktadır. Özellikle objektif ve subjektif uyku ölçümlerinin birbirini tamamlar nitelikte olması, bulguların güvenilirliğini artırmaktadır.

Dinlenme temelli çalışmaya geçildiğinde ise beklenmedik bir durum ortaya çıkmaktadır. En uzun uyku süresi, kişilerin bildirdiği uykusuzluk sıklığı ve gündüz uyuklama sayısı ile depresyon belirtileri arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Araştırmacılar bu durumu açıklamak için ortaya şöyle bir hipotez koymuşlardır. Depresyonda olan insanların içinde depresyon seviyesi daha yüksek olan bir alt grup vardır ve bu grup dinlenme temelli çalışmada verilerde sapmaya sebep olmaktadır. Ortaya konulan bu hipotezi açıklamak için depresyonu değerlendiren ankette puanı yüksek olanlarla ayrı bir grup oluşturulmuştur. Bu grubu kalan grupla kıyaslayarak dinlenme temelli çalışma tekrarlanmıştır. Depresyon puanı yüksek bu grubun en uzun uyku süresi ile depresyon belirtilerinin pozitif ilişki göstermesi, araştırmacıların hipotezlerini haklı çıkarırken literatürde atipik depresyon adı verilen ve uzun uyku süresi ile kendini gösteren durumu tekrar ortaya koymuştur. 

Çalışmanın fMRI üzerinden ortaya koyduğu bir başka sonuç ise beynimizde uykusuzluk ve depresyonla ilişkili olarak görev temelli fonksiyonel çalışmada azalan bir bağlantısallık, dinlenme temelli fonksiyonel çalışmada ise artmış bir bağlantısallık gözlenmiştir. Bu durum, literatürde depresyonla alakalı yapılan çalışmalarda görev ve dinlenme bazları arasında oluşan veri farklarının açıklanmasında faydalı olabilir. 

Fakat çalışmanın cevaplamakta yetersiz kaldığı sorular da vardır. Örneğin atipik depresyon belirtileri gösteren alt grup neden görev temelli çalışmada verilerde karmaşaya sebep olmamıştır? Yoğun kaygı altındayken kaygıya sebep olan uyaranların kişinin uyku düzenine kötü etkisi olduğunu biliyoruz. Bu durum tipik depresyondaki uykusuzluk durumunu açıklarken atipik depresyonda kişilerin uzun uyku süresini açıklayacak hipotez nedir? Bu sorular ve daha fazlası gizemini korurken yapılacak yeni çalışmaları beklemektedir.

admin

H. deneme

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir